Gavs-ı Sani Hz. (k.s) ' Den....

2013-09-04 20:18:00

    Devamı

menzil de

2013-02-07 18:23:00
menzil de |  görsel 1

Devamı

Tövbeye Devam

2013-02-05 18:30:00

  Ebû Muhammed Mervezî (rah) şöyle der: “Şeytan, işlediği şu beş şeyden dolayı bedbaht olmuştur: • Günahını itiraf etmedi. • İşlediği günaha pişman olmadı. • Kendini kınamadı, ayıplamadı. • Hemen tevbeye yönelmedi. • Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesti. Adem (a.s) ise şu beş özelliğinden dolayı saadet ehlinden olmuştur: • Hatasını itiraf etti. • Yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duydu. • Nefsini kınayıp, ayıpladı. • Vakit kaybetmeden hemen Allah Teâlâ’ya tevbe etti. • Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesmedi. Kaynak: İmam Şa‘rânî, Tenbîhü’l-Mügterrîn   ... Devamı

Düşünün sevginiz artsın

2012-12-31 13:53:00
Düşünün sevginiz artsın |  görsel 1

  Hep rabita yapin, hep gavsu dusuunun gavsin resimlerine yanindayken gavsa bakmayin. Çunku heybeti duser herkes gibi gorursun ondan dolayi hep gozunuzu kapatin. Dusunun sevginiz artsin ne kadar dusunurseniz o kadar artar. S.İhsan EROL  Devamı

Adı Aşk Olan

2012-12-21 16:19:00
Adı Aşk Olan |  görsel 1

Ey Âdem, su ile toprak arasında iken nebî olan!. Ey, insanların ve meleklerin kapısına sığındığı.. Ey tevhidin kilidi ve anahtarı olan!.. Ey ümmetinden her ferdin, ayağının topuğunu bir defa öpebilmiş bir kum tanesi olmayı arzulayacağı resul.. Ey insanlığın iftihar tablosu!.. Ey iki cihanın saadet güneşi; peygamberlerin bile şefaat için kapısını çalacağı gaye insan!.. Ey Allah Tealâ’nın seçkin yaratıp insanların arasına gönderdiği!.. Ey, seni tanımaksızın ve sana saygı göstermeksizin Cenab-ı Hakk’ın kabul dergâhı kapısının açılmayacağı aziz nebî.. Ey inceliği ve güzelliği karşısında kendi kabalığımızı ve çirkinliğimizi gördüğümüz Fahr-i Kâinat.. Ey Allah’ın Kur’an’la ismini yücelttiği haya ve edep kaynağı!.. Ey nurani esasların kıblesi, nebilerin sonuncusu, resullerin efendisi.. Ey var oluşunun şerefine Allah’ın topyekün varlığı hediye ettiği ilk ve son varlık nuru!. Ey ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemiş olan mahzun peygamber.. Ey bulutların başının üzerinde şemsiye açtığı Cenâb-ı Peygamber.. Ey bir parmak işaretiyle ayı ikiye bölen, mucizenin tâ kendisi!.. Ey Allah kelâmına mecra bir çift kutsî dudağın sahibi… Ey Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin” (Ahzâb 33/56) diye buyurduğu âlemlerin medâr-ı iftiharı.. Ey, “Kim bir yazıda senin üzerine salavat getirirse, ismin o kitapta devam ettiği müddetçe, melekler bile yazana istiğfar etmekten ayrılmazlar” diye iman ettiğim kutlu söz!.. Ey eskimeyen biricik yeni ve solmayan biricik renk! Ey cömertlik denizinin avuçları... Devamı

Hüseyni Sela

2012-12-21 15:55:00

Devamı

Namazı aceleyle kılanlara gönül koyuyorum

2012-12-14 08:45:00
Namazı aceleyle kılanlara gönül koyuyorum |  görsel 1

Süleyman Sargın   Namazı aceleyle kılanlara gönül koyuyorum Bir kutlu ziyarette muhtelif sohbetlerde tutulan notlardan namaza dair olanlarını sizle paylaşmak istiyorum: “Allah, senin secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını biliyor” ayeti, bize Efendimiz’in ibadetini tasvir etmenin dışında, nasıl ibadet etmemiz gerektiğini de anlatıyor. Mademki, -hadisin ifadesiyle- o nasıl namaz kılıyorsa öyle namaz kılmakla mükellefiz. O halde bu mükellefiyeti sadece namazın şekline ircâ etmemiz kat’iyen doğru değildir. Namazdaki ruh ve ma’nâyı kavrama ve o konsantrasyon içinde Allah’a kulluğumuzu arz etme hep bu çerçeve içinde mütalâa edilmelidir. Elbette ki bir Nebî’nin kıldığı namazı şekil ve ma’nâ itibarıyla yakalamamız, O’nun duyduklarını duymamız mümkün değildir. Fakat bu, o yolda olmaya da mani değildir. Bana en zor gelen şey kulluktur. İnanın, Allah’a kulluğunun yanında, motor yapmak, bilgisayar icad etmek, hattâ gökyüzüne uydu göndermek çok daha basit kalıyor. Bu tespit size tuhaf gelebilir. Ama vicdanî tecrübelerime dayanarak kat’i olarak ifade ediyorum ki, kulluk çok ama çok zor. Kalbinizi tamamıyla Allah’a verdiğiniz anda bile, bir sürü zikzak ve bir o kadar bulanık düşüncenin içinizi kemirdiğini görürsünüz. Cimriler vardır, sabah-akşam keselerini çıkarır ve paralarını sayarlar. Bir tek kuruşun hesabını yaparlar. Tıpkı bu cimriler gibi, her bir mü’min, amel kesesinde neleri varsa onları, her gün gözden geçirmeli, kendini hesaba çekmeli ve tam bir cimri gibi davranmalıdır; davranmalıdır ki hesabını sağlam tutmuş olabilsin. Namazları acele ile kılanlara gönül koyuyor... Devamı

Feriduddin Attar Hz.den Nasihatler

2012-11-27 19:21:00
Feriduddin Attar Hz.den Nasihatler |  görsel 1

Bu nefsi bir deve kuşu bil, o ne yük taşır ne de uçar; “uç” dediğin zaman, “deveyim” der, yük vurduğun zaman “kuşum” der.  Bahtsızlık Dört şey bahtsızlığa delalettir: İlki Hakk’tan cahil olmak, ikincisi taat ve ibadette tembellik yapmak, üçüncüsü kimsesizlik ve dördüncüsü alçak meşrepliliktir. Her kim ki belagat ve fesahate bağlanırsa şüphesiz hüsrana uğrayanlardan olur. Allah’ın ( C.C ) emir ve yasaklarını Kur’ân-ı Kerîm’den dinle. Dünya mutluluk yeri değildir, aklını başına al. Arzularını ayakları altına alan kimse, o hakir nefsiyle savaşabilir. Bu dünyada uykuya, yemeğe dalan kimse, kıyamette yanmaktan kurtulamaz. Arzu ve heveslerinden yüz çevir, ardından Allah’ın ( C.C ) dergâhına yönel. Bu dünyada hevâ ve heves peşinde koşmak nasipsizliği getirir, veli zatlar güzellikle anılmaya çalışırlar. Evladım! Allah’ın ( C.C ) emir ve yasaklarını tutuyorsan, artık kötü işlerle uğraşan nefsinin ardından koşma. Heveslerini terkeden kişi, bu şekilde zulmanî nefsine muhalefet etmiş olur. Ey oğul! Eğer başının dik olmasını istersen, kendine rahat kapısını kapa, bunu yaparsan cennet kapılarını açarsın. Âlemde Hak Teâlâ’dan başkasını zikreden kişiden daha sapkını var mıdır? Ey kardeşim! Şanı, şöhreti, makamı, mevkiyi terkeyle. Bu dergâha layık biri ol, kendini bu kapıya yönelt, makam mevki düşkünü olan zelil olur. Bu hal seni alçaklığa sürükler, şüphesiz canını tatsızlığa çeker. Nefs-i emmâre, arzu ve hevesleri terketmekle zayıf düşer, Rabb’ini tanımayan nefis, böyle terbiye olur. Kalbin, Allah’ı anmakla mutmain olur; o vakit zelil nefs-i emmâre sana bir zarar veremez. Allah’a... Devamı

Nakşibendilikte onbir temel esas..

2012-11-23 16:55:00
Nakşibendilikte onbir temel esas.. |  görsel 1

Arifler, kalbin bu hale ulaşması için özel bir terbiyeden geçmesini gerekli görüyorlar. Buna Kur’an’da “tezkiye” ismi verilir. Onbir temel esas..  Nakşibendilikte onbir temel esas Abdulhalik Gücdevanî k.s., büyük velilerden öğrendiği ve bizzat tecrübe ettiği terbiye usullerini onbir temel prensiple ortaya koymuştur. Bu prensipler her müslüman için hedef ahlâklardır. Bütün hak yolcuları için lazım olan usullerdir. Onlar zikrin meyveleridir, güzel terbiyenin sonuçlarıdır. Zikir ayetlerinin tefsiridir. Yüce Yaratıcımız: “Ben sizlere şah damarınızdan daha yakınım” (Kâf, 16) buyuruyor. Ayrıca, bizleri: “Siz nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.” (Hadid, 4) diye uyarıyor. Yüce Rabbimiz bize bu kadar yakın iken, bizler niçin bunun farkında değiliz? Bizdeki gafletin sebebi nedir ve bu gaflet nasıl giderilir? KİŞİ SEVDİĞİNİ ANAR Şunu unutmayalım ki, herkesin zikri sevgisinin değerini, sevgisi de aklının seviyesini gösterir. Ölümlü bir varlığın sevgisi ile avunan ve hep onun derdi ile uğraşan kimsenin kalbi ölür. Yüce Allah’ı sevenler, O’nun sevgisini ve zikrini her şeye tercih edenler insanların en akıllısı ve en şereflisidir. Çünkü onlar servet olarak ölümsüz bir sevgiyi, dost olarak ebedi bir sevgiliyi seçmişlerdir. Ne mutlu o kullara. Yüce Allah bu akıllı kullarını bize şöyle tanıtıyor: “O gerçek akıl sahipleri, ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken (yani bütün hal ve zamanlarında) Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler.” (Âl-i İmran, 161) Büyük müfessir Fahruddin Razî rh.a: &ldq... Devamı

Özümüz Sözümüz Bir

2012-11-23 08:24:00

        sses   Müminin kalbiyle dili aynı şeyi söylemeli, birinin beyan ettiğini diğeri inkâr etmemelidir. Allah’ı tasdik eden bir kalbe, kelime-i şahadeti söyleyen bir dile yalan yakışmaz. Kalp ve dil bütün azalarımızın öncüleri hükmündedir. Çok kullandığımız “Özü sözü bir olmak” tabiri aslında doğruluğun tarifidir. İmam Kuşeyrî rh.a ilk dönem sufilerinin hayatını anlattığı ve tasavvufî kavramları açıkladığı Risâle isimli eserinde, Arapça doğruluk anlamına gelen “sıdk” kelimesini “özün söze, için dışa” uyması olarak tanımlar. Bu anlamdaki doğruluğun zıttı da yalancılıktır, ikiyüzlülüktür. Mümin yalan söylemez Bir gün sahabe efendilerimiz Rasulullah s.a.v’e, – Mümin korkak olabilir mi, diye sordular. Efendimiz s.a.v., – Evet, olabilir, diye cevap verdi. – Mümin cimri olabilir mi, diye sordular. Efendimiz s.a.v., – Evet, olabilir, diye cevap verdi. – Mümin yalancı olabilir mi, diye sordular. Efendimiz s.a.v. bu sefer, – Hayır, mümin yalancı olamaz, buyurdu. (Muvatta) Peygamberimiz s.a.v. başka bir hadis-i şerifinde mümine yakıştırmadığı yalancılığın münafıklığın üç alametinden biri olduğunu söylemiştir. (Buharî) Müminin kalbiyle dili aynı şeyi söylemeli, birinin beyan ettiğini diğeri inkâr etmemelidir. Allah’ı tasdik eden bir kalbe, kelime-i şahadeti söyleyen bir dile yalan yakışmaz. Kalp ve dil bütün azalarımızın öncüleri hükmündedir. Efendimiz s.a.v. buyuruyor: “Vücutta bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün vücut iyi olur, o bozulursa bütün vüc... Devamı

Bu Dünya Bir Handır

2012-04-20 16:45:25
Bu Dünya Bir Handır |  görsel 1

  Gavs-ı Sani Hazretleri buyurdular ki: “Bu dünya bir han gibidir. Ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin hedefine ulaşması için belli bir yol ve usül takip etmesi gerekir. Başıboş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yolda Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- hayatını yaşamak için de ulu sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e -aleyhissalatü vesselam- hakkıyla uymanın en güzel yolu sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir. Sadatlar sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasip olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet de budur.”  Devamı

Istıraplarımızın Sebebi..

2012-04-20 16:43:27
Istıraplarımızın Sebebi.. |  görsel 1

  Bid’at mana itibariyle, “dinde olduğu halde çıkarılıp atılan veya, dinde olmadığı halde ihdas edilen her türlü unsur”un adıdır ve her ikisi de yanlıştır, reddedilmiştir.  Sahabe-i kiram ve onları takip eden tabiin nesli, imanla birlikte bir müminde yaşayabilen bid’at ve nifakı büyük bir titizlikle tarif etmiş ve açıklamışlardır. Kendileri de yırtıcı bir hayvandan kaçar gibi bunlardan kaçınmış, uzak durmuşlardır. Çünkü müminin en büyük korkusu son nefeste su-i hatimedir (kötü akıbet). Ashab-ı kiram ve tabiin, kötü akıbetin hayatımızdaki sebeplerinin başında bid’at ve nifak ile her türlü kibir, gurur ve kendi nefsini beğenme hastalıkları olduğunu tesbit etmişlerdir. Maneviyatı böylesine kemirip perişan eden ve kişinin şaki olmasına sebep olan bu marazi haller, Allah’ın kitabında ve sünnet-i Resul’de şiddetle reddedilmiş, müminler uyarılmıştır. Bugün ıstıraplarımızın en önemli sebeplerinden biri, dünyada huzurumuzu, ahirette de ebedi saadetimizi temin edecek hakiki hayat nizamımızın bazı unsurlarını hayatımızdan eksilterek, onda olmayan bazı unsurlaru da dahilmiş gibi görerek hareket etmektir. Dolayısıyla gafil kalpler ve şuursuz tavırlarla birçok manevi hastalıklara maruz kalınmıştır. Çareye gelince, ilk tedbir manevi hastalıkları tedavi edecek kalp tabibi kamil rehberleri arayıp bulmak ve onların tavsiye ettikleri manevi reçeteyi uygulamaktır. İşte bu kamil rehberlerin manevi terbiyesi ve örnekliği ile saf ve berrak dinimizi anlamak ve yaşamak daha kolay olabilir. (M. Saki Erol, Hayat Dengemiz’den…)  ... Devamı

VELİ KİMDİR?

2012-04-20 16:41:20

    Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar: “Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?” Hazret cevaben buyurmuş: “Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?” Tekrar sormuşlar: “Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?” Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş: “Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?” Tekrar sormuşlar: “Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?” Hazret cevaben: “benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş. Soranlar bu cevapları aldıktan sonra: “Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler. Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş: “Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.” Sohbetler, Seyda Hz.  ... Devamı

İnsanın Melekten Üstünlüğü

2012-04-20 16:37:58
İnsanın Melekten Üstünlüğü |  görsel 1

  Tasavvuf yoluna ilk girdiğim dönemlerde müşahedemde gördüm ki bir yerde tavaf ediyorum, başka bir grup da benimle beraber tavaf ediyor. Ancak onlar o kadar yavaş yürüyorlardı ki, ben bir tavaf yapıncaya kadar onlar iki üç adım atabiliyorlardı. O esnada bildirdiler ki, burası Arş’ın üzeridir, tavaf eden bu cemaat da meleklerdir. Peygamberimize ve o meleklere salat ve selam olsun. “Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Bakara, 2/105) İmam-ı Rabbani (kuddise sırruh), Rabbani İlhamlar  Devamı

Hizmet Eden Kişinin Gönlü

2012-04-20 16:36:37

Hizmet eden kişinin gönlü mümbit bir toprak gibi olmalıdır. Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürufunu da ortaya dökerler. Fakat toprak, bu cürufun hepsini temizler ve sonra çeşit çeşit güzellikte nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlukatı besler. Halid bin Velid – radıyallahu anh  Devamı

yarenler

2012-04-20 16:35:21

  Devamı

Farklı BİR Nefes Bilvanis.Net

2012-01-14 18:17:00
Farklı BİR Nefes Bilvanis.Net |  görsel 1

      FARKLI BİR NEFES şemsiyesiz yağmurlarda kuru gezermiş..   Hoşgelmişsiniz der HER GELENE GÖNÜL ATESİNDEN KAYNAYAN SEMAVERİNDEN MUHABBET ÇAYINDAN GÖNÜLLERE BİRER BARDAK DÖKER FARKLI BİR NEFESLE BİZİM GÜNDEMİMİZDİR FARKLI BİR NEFES Her gelene gönüller acılır (cc) selamını verirler Gönülden huzura ermek içindir yapılan duyurular FARKLI BİR NEFESle Yolumuz adabımızdır sözündendir Sünneti seniye ye uymaktır istişareler FARKLI BİR NEFESle Akaid ilmihalle Kur-an'ı Kerimin Işığında ve Hadis-i Şerflerle hayatımıza yönvermek Asr-ı Saadetten Esintilerin günümüzde de yasana bileceğini Her zamanın kendi içinde Saadetinin olduğunu Peygamberlerimizin hayatlarından kesintilerle Kıssadan hisselerle bugune FARKLI BİR NEFESLE paylaşılır, Büyük şahsiyetlerin tarihimizin değişimindeki yönlerini FARKLI BİR NEFESLE bizlere bir pencere actılar, Dua bölümüyle bir su serpmek yüreklere FARKLI BİR NEFES le Yön veren yazılarla FARKLI BİR NEFES  almak Tasavvufi hayatın nasıl başladığını FARKLI BİR NEFES le aktarmak, Sadat-ı Kiramın dünü bügününde yaptıklarının görünür kısmın ,bize ulaştığı Mustasavvıfkarla ; Yolumuz Adabımız dedik yola çıkarken Adap ve Ahlakla iligi Kur'an ve Peygamber Efendimiz(s.a.v) Güzel adap ve ahlak örneklerine FARKLI BİR NEFES le AŞıK olduk Vitrinden görüntülerle günlük hayatta yasadığımız göze çarpan örneklerini sergiledi FARKLI BİR NEFESLE Çorbadan Ekmekden , Gül ile Bülbülden bahsetmek isteyenler içindi Dükkan içi BİZİM içimizdi FARKLI BİR NEFESLE payşaştık :( Paylaşımlarda bulunduk Videolar, Flashlar, Mp3  ve resimlerle Güldük hüzün rüzg... Devamı

Ellerini Alıştır Vedaya... Ve Duaya...

2010-10-10 17:36:00

   Son defa bakıyorum sana bulutlar gökyüzü... elveda! Kuşların çığlığı s/ağırlığı dünyanın... elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım... üzülmeyin; biter bir gün acı yanlarım... Salkım saçak sancılarım... elveda! Ey gel geç Leyla ey dünya... Ey kör sevdalarım... elveda... Ey çöllerin Serabı... Ey yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda... Atamadığım çığlıklarım... Yollardaki izim... Dinmeyen sızım... Besteleri boynu bükük sazım... elveda... Gün b/atımları hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa... Bu her akşamki kıyamete... Ah ben ki sabahlardan geliyorum... Birdenbire bu vakitli elveda? Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Bak avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... Titrek bir istasyona çığlık bir v/edaya hazır mısın? Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda... Kaç sonbahar kaç çığlık... Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini... Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Yol uzun... Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya... Yaka paça götürüyorlar bizi... Çocukluğumuzu gençliğimizi... Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele... Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Her derde devaya...   ALİ HAKKOYMAZ                     &... Devamı

Kıymet Bilen, Vefakar Olur..

2010-10-10 16:58:00

En çok hasret kaldığımız değerlerimizden birisi vefâkârlık. Şöyle etrafımıza bir bakalım. Karşılık beklemeden kaç kişiyi arayıp hâl ve hatırını soruyoruz. Ya da kaç kişi bizi sadece “vefâ” gösterdiği için arayıp soruyor. Vefâ, yaratılan her canlıda olması gereken bir özellik... Ama bu, insanda olursa ayrı bir mânâ kazanıyor. Nedense sevdiklerimizi çabuk eskitiyoruz. Çok hızlı tüketiyoruz onları... Çok kıymet verdiğimiz insanları, zaman, beşerî münâsebetler, hayat şartları çabucak hâtıralarımızdan çıkarıyor. Aslında bu böyle olmamalı… “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” derler büyüklerimiz... Bu biraz da kahve misâlinde dostlarımızın bize gösterdiği fedakârlığa karşı, içinde olmamız gereken vefâ duygusunu anlatan bir ifâde… Vefâ, içimizde ölmemesi gereken bir duygudur. İnsan, sadece insana karşı vefâlı olmaz; eşyaya, zamana, geçmişte yaşadığı güzel hâtıralara... Aslında insan, bir mânâda vefâkâr olmakla kendisine kıymet verir. Çünkü vefâ gösterdiği müddetçe vefâ görür. Hiç beklemediği bir anda ve hiçbir menfaat hesâbı yapmaksızın aradığımız bir dostumuz, bize ne kaybettirir, güzel duygular yaşatmaktan başka… Beklenmeden görülen bu alâka ve muhabbet, hem onu kazanmamızı, hem de vefâ diye bir özelliğe sahip olmamızı sağlar. Sözü fazla uzatmadan, kâinâtın uğruna var edildiği, Âlemlerin Rahmeti Efendimiz’in göz yaşartan ... Devamı

"Vefa, bizim yamaçlarımızın gülüdür."

2010-10-04 12:02:00

Hatırlar mısın, neydi vefa? Ya neydi onun zülfünün kıvrımına tutunup kalan fırkat? Neydi kağıdı sırılsıklam eden hicran? Vefa bir sevda,vefa bir dost tesellisi... Vefa,hicran içindeki gönle merhem,çöldeki son yeşile ab-ı hayat... Vefa,ızdırap yangınına düşen rahmet.. Mecnun misali Leyla'dan geçip Mevla'ya hicret... Hatırlar mısın,neydi vefa? Ezelde verilen söze,Haşr'e kadar sadakat miydi? Karasevdalı birinin,kar ve boranın kucağında yüreğiyle ısıttığı bir kardelen mi?Kupkuru çölleri cennete çeviren Gül'e sevdalı olmak mı? Dikenlerin batmasına aldırmadan,güle vuslat arzusuyla kanayan bülbül bilir vefayı. Nuruna hasret olduğu Mübarek Yüz'e bir zarar gelmesin diye bütün hünerimi ortaya koyan mağaradaki örümcek bilir vefayı. Vuslat kokulu uykusuz gecelerde Yar arzusunun adıdır vefa. Sevda bülbülünün kanı damlayınca karanlık bir geceye,vefa nağme kesilip çınlar seherler boyunca Yüreği oldukça büyük yaralarla baş etmeye çalışan kadim bir dostum bilinmeyen adresine gönderilmiş mektupların adıdır vefa... Belki de bir daha açılmayacak olan dost kapısını terk etmeyişin sırrına ermektir vefa... Vefasız gülüşler serpildi kanayan yaralara... Vefanın bahtına vuslat yerine gurbetler düştü. Beklentisiz sevmeler maziye karıştı,yapılanlar karşılık bekliyor artık .Yıldızların sızısı her gece biraz daha artıyor Samanyolu'nda.şimdi geceler vefasızlıkla bölünmede.. .Ayın on dördünde sema,şimdilerin vefasız dostlarına nazar edip ağlamakta. Hatırladın mı,neydi vefa?Vefa, bahta düşen cefa da olsa,safa libası giymektir. "Vefa, bizim yamaçlarımızın gülüdür." Sümeyye AYDIN ... Devamı

99 Esma 99 Özür

2010-09-14 19:22:00

  Söz Yangını'ndan... Senai Demirci Rahman Sen, yokluğunda bile kulunun hatırını bilip, onu yokluktan varlığa getirdiğin halde, ben gıybetini ederek, ardından kem sözler söyleyerek varlığında bile kulunun hatırını hiçe saydım. Sen, kulunu unutulduğu halde bile güzelce anıp insan eylerken, ben Senin kulunu herkes andıktan sonra kötü sözlerle andım. Üzerimde eserlerini gördüğüm rahmetine aykırı davrandı. Pişmanım, Senden affını diliyorum ey Rahman.     Rahim Sen, sonsuz merhametinle, kulunun dillendiremediği sonsuzluk arzusunu, ebedi cennetini yaratarak doyururken, ben Senin kulunu, duyunca rahatsız olacağı ve bildiğinde hoşlanmayacağı kusurlarıyla ebediyen etiketlemeye kalktım. Sen, kulunu toprak olduğunda bile unutmazken, unutulduğunun bile unutulduğu zamanlarda da adını anarken ve ebediyen diri kılacağını vaad etmişken; kulunun, kulağının işitmediği gözünün görmediği köşelerde hiçe sayılmasına, aşağılanmasına, başka nazarlarda çirkinleştirilmesine razı oldum. Merhametsizlik ettim. Kalbime yağdırdığın merhametin en azını bile kardeşime çok gördüm. Özür diliyorum. Bağışlanacağımı umuyorum ey Rahim.     Melik Bana dilimi damağımı ve dudağımı borç verdiğini, canımı hiç yoktan bahşettiğini, beni çamurdan süzüp insan eyleyerek mülkünde başköşeye oturttuğunu bildiğim halde, bana mülk olarak verdiklerinle Sana karşı çıktım, “iğrenç”dediğin işler yaptım. Bu ayıbı kendime yakıştıramıyorum. Bana nefeslerimi hiç yoktan verdiğin halde, Senin mülkünde, senin gördüğ&... Devamı

Beni Özel Kılan'a Hamd

2010-09-02 04:07:00

Dün parkta bir karınca izledim... Yanında yakınında başka hiçbir karınca yoktu? Tuhaf olan buydu? Karıncalar koloni halinde yaşar ve birlikte olurlar genelde..! Ama bu karınca yalnızdı? Anlamaya çalıştım hareketlerini... Sanki kocaman bir vahada serap arar gibiydi... Görmeye alışık olduğum hallerinden biri yoktu üzerinde? Karıncalar çok hareketli yorulmak nedir bilmez istikametlerinden her zaman emin akışkan yaratıklardır? Ama bu farklıydı... Hareketli fakat yorgun halsiz ve belki de sakattı? Bu haline rağmen pes etmeye niyeti yoktu? Uzun bir süre izledim onu? Oraya buraya Hacervari yönelişlerle yöneliyor tekrar menziline dönüyordu? Sonra sanki arka ayakları üzerine doğrularak başını kaldıryor taaaa uzaklara ufka bakıyordu? Çok etkiledi bu hali beni..! Gelmesini yardımını istediği birinin yoluna bakar gibiydi? Bu hal uzun sürmüyor tavafına devam ediyordu... Ne kadar sürdü bu hal hatırlamıyorum. Dalmışım..! Dönem dönem yaşadığımız sıkıntılardan öyle bunalır sıkılırız ki; insan harici her şey olmak isteriz? Koydum ben de karıncanın yerine kendimi? Ona göre ucu bucağı bulunmayan bu vahada ne yapabilirdim? Bilinçsizce (idraksiz) dolanıp durmak ağır geldi bana.! İstemedim karınca olmayı! Şükür ki Rabbim insan olmamı dilemiş ve severek yaratmış.. Birden özel hissettim kendimi..! Acısı tatlısı ile insan olmamın gereklerini yaşıyorum hamd... Mutluluğu mutsuzluğu özlemi insana dair ne varsa biliyor ve yaşıyorum.. Her şeyden önemlisi Allah'ım bana değer veriyor... Ben şımarsam da kızdırsam da beni bırakmıyor.. Kapıları her zaman açık..! Şükrettim halime.! Allahım severek yarattığın ben'i öyle kuşat aşkın beni öyle sarsın ki; hiçbir şey gözüm... Devamı

Can_Dostlar...

2010-08-28 16:22:00

şimdi yağmur yüklü bulutlar gibi yüreğim Her damlasında hüzün her damlasında hasret var Yollarını süslesin gözümden düşen her damla Tutunup da götürür belki beni sana Ey Yar! can_dostlar... Devamı

HZ. Ali(ra) 'nin DUASI

2010-08-16 13:43:00

  Devamı

DOSTLUK SÖZDE DEĞİL ÖZDE OLMALI

2010-07-10 01:04:00

M. Saki EROL / BAŞYAZI Dostluk arkadaşlık ve sevgi gibi sıcak ve samimiyet ifade eden kelimeler çoğu zaman lafta kalıyor. “Dostum” diyenden dostluk, “seviyorum” diyenden fayda veren bir sevgi göremiyoruz. Oysa bu uğurda bir gayret olması gerekir. Dostluk ve arkadaşlık sevgi ile olur. Sevgi ise ispat ister. Bu sevginin fiil ile yerine getirilmesi gerekir. Bu konuda Allah Teala Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunuz. Böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Al-i İmran, 31) SEVGİ VE DOSTLUK İSPAT İSTER Her şeyin sahibi olan Yüce Yaratıcımız bizden sevginin ispatlanmasını istiyor. O’nun sevgisine ve bağışlamasına mazhar olmak istiyorsak, Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) gösterdiği ve yürüdüğü yoldan yürümemiz gerekiyor. En azından o yolda gücümüz yettiğince gayret etmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde sevgimizi ispat etmiş oluruz. O zaman insanoğlunun elde edebileceği en büyük nimet olan Allah Teala’nın rızasını, sevgisini ve mağfiretini kazanmış oluruz. İnsanlar arasındaki sevgi ve dostluğun da ispatı gerekir. Dostum dediğimiz, arkadaşım dediğimiz insanlarla ilgili bir düşünelim ne gibi fedakarlıkta bulunuyoruz? Hastalandığında ne yapıyoruz; düğününe, cenazesine gidiyor muyuz? Maddi bir sıkıntı içinde olduğu zaman ona yardımcı olmaya çalışıyor muyuz? Bir sıkıntı içinde olduğunda, onun sıkıntısını gidermek için çaba sarfediyor muyuz, yanında oluyor muyuz? İnsanlar arasındaki dostluğun ispatı işte bu gibi durumlarda ortaya çıkar. Dostluğundan her zaman faydalandığın bir insanın sıkıntılı anında yanında olmamak dostluk değil, belki asalaklık belki de daha köt&u... Devamı

Cânı cânân için sevmek

2010-06-30 01:44:00

Cânı cânân için sevmek Zülfü Gökçe Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever, Cânı için kim ki cânânın sever, cânın sever. -Fuzûlî Sevgi, sevginin kendisi kadar sıcak bir kelimedir. Sanki sevgide bir sır var. Sırlı dünyalara yelken açmak isteyenler sevgi atmosferine girmelidirler. Sevmek ve sevilmek varlık dünyasında en çok insana yakışıyor. Atalarımız 'Bir göz hatırı için çok gözler sevilir.' demişler. Bu göz, kimin gözü olabilir? Her göz bunun içine girer mi acaba? Bir de 'Sevgiyi sevmek, nefretten nefret etmek...' tavsiyesi var. Bu söz sevgi yörüngeli bir hayat teklif ediyor bizlere. 'Nefretten nefret etmek...', nefreti hayattan silip atmak demektir. O zaman önümüze sadece ve sadece sevgi yolu çıkıyor. O halde neyi nasıl seveceğiz?   Burada artık, ‘Neyi sevip neyi sevmeyeceğiz?' sorusunu sormuyoruz. Anahtar ifade, 'Neyi, nasıl seveceğiz?'dir. Fuzûlî yukarıdaki beytiyle imdadımıza yetişiyor: 'Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever.' Halk arasında çok sık kullanılan bir söz vardır: 'Önce cân, sonra cânân...' Halk biraz gerçekçi düşünür. İdealiteden ziyade realiteye bakar. Çünkü, insanların büyük bir kısmı bencildir, 'Önce cân' der. Ama 'Cânı, cânânı için sevme' farklı ve derin bir sevmedir. Burada sevgi, sathîlikten kurtulmuştur. Bir gün Hz. Ömer (ra) muhabbetini ifade sadedinde Kâinatın Efendisi'ne şöyle der: 'Ya Resûlallah, Ömer nefsi hariç s... Devamı

Yağmur gibi

2010-06-23 13:08:00

Yağmur gibi  ALLAH ‘ım Lütfet ki, gittiğimiz her yere barış götürebilelim Bölücü değil bağdaştırıcı, birleştirici olabilelim Nefret olan yere sevgi, yaralanma olan yere affedicilik, kuşku olan yere inanç ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık ve üzüntü olan yere sevinç saçıcı olmayı bize lütfet Kusurları gören değil, kusurları örtenlerden; Teselli arayanlardan değil, teselli verenlerden; Anlayış bekleyenlerden değil, anlayış gösterenlerden; Yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, sevenlerden olmamıza yardım et Yağmur gibi hiçbir şey ayırt etmeyip, aktığı her yere canlılık bahşedenlerden; Güneş gibi hiçbir şey ayırt etmeyip, ışığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan; Toprak gibi her şey üstüne bastığı halde, hiçbir şeyini esirgemeyip, niyetlerini herkese verenlerden olmayı bize lütfet Alan ellerin değil, veren ellerin; Affedici olduğu için affedenlerin; Hak ile doğan, Hak ile yaşayan, Hak ile ölenlerin ve sonsuz hayatta yeniden doğanların safına katılmayı bize nasip eyle. AMİN Münip Engin Noyan ... Devamı

Gül ki..........

2010-06-21 01:08:00

Gül ki, yanaklarında varlığın tazeliği al aldır; sanki yokluktan varlığa geçişiyle Hala heyecanlıdır, sanki ummadığı BİR Hayatı kazandığına utanmaktadır. Gül ki, inceliği ve zerafetiyle, tazeliği ve yeniliğiyle, ONU BİR yoktan var edilme titrekliğine tanıktır. Gül ki, sanki varlığına her dem sevinmekte, sanki karşılıksız gördüğü iyilikle mahcup olmakta, ISTE (ye) meden edindiği güzelliğe teşekkür Tıklayın telaştadır. Gül ki, ona BİR yenidir görene, UC defa var edilmiş hazırsındır sürprizdir. Gül ki, uc defa görünüyormuş hazırsındır gelir göze, şaşırtır, sevindirir, sevdirir. Gül ki, alıştığımız varlığımıza alışılmadık BİR Sevinç ekler, kanıksadığımız yaşayışımıza beklenmedik BİR coşku katar, olağan sandığımız insanlığımıza olağanüstü BİR övgü Sunar. Gül ki, var oyun-Bozan, yaşama sükûnetimizi dağıtan Yağmur-Boran, insan OLMA bıkkınlığımızı Bozan sürpriz-armağandır BİR OLMA alışkanlığımızı yıkan. Varlığımız, o nazenin gül kadar titrektir; ONU BİR yenilenir. Hayatımız, o İncecik gül Yanagi hazırsındır tazeciktir; her dem yeniden yeniye verilir. İnsanlığımız, o Latif Gül Kokusu hazırsındır biriciktir; ona BİR tenimizde misafirdir. Öyleyse, bizi her an Var edene sonsuz minnettarlık içinde olmamız, her nefeste O'na teşekkürler sunmamız gerekir. O (sav) gül tazeliğindeki ihyayı, gül titrekliğindeki ona BİR farkedendir varlığı. O (sav) gül yanağındaki kızıllık hazırsındır, kendisine lâyık görülenler her an haya içindedir nedeniyle. O (sav) ISTE BU yüzden "Muhammed"Dir; içimizde En Çok edendir HAMD; kendisine verilene cok teşekkür edendir tr. O (sav) ISTE BU yüzden "Muhammed"Ismini en cok hak edendir; hayreti ve minnettarlığı en hey... Devamı

Sırrın ve kalbinle

2010-06-21 00:47:00

Ey cemaat! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. O'nun genişlik kapısı açılır. O'nun uzağı olmaz. O'nun iyilik kapısına az zamanda varırsınız. Ümitsizliğe kapılma. Yapan Allah'tır. Bir darlık gelir, az sonra geçip gider. Sen sabırlı olmaya bak. Belâdan kaçma. Sabırlı ol, ufak tefek sıkıntılar temel kaideler arasındadır. Her şeyin kökünde bunlar çıkar. Peygamberlik hâlini ele al; içinde bela ve sabır vardır. Velayet hâlini al; içinde darlık, yanında da sabır mevcuttur. Belalar da onun­la def olur. Belanın olmadığı yerde sabır da bulunmaz. Beladan ka­çan sabrı bir yana atar. Sabrı bırakan, cümle manevî hâllerden mah­rum yaşar. Sabrı bırakıp kaçman, velayet, marifet, Hakk'a yakınlık hâllerinden uzak olmayı arzu etmen demek olur. Sabra yapış ve çalış. Sırrın ve kalbinle Rabb’ine yönelmek isti­yorsan böyle yap. Bilgi sahipleri, veliler ve ebdal -velilerden bir kı­sım- peygamberlerin varisleridir. Peygamberler her varlığın üstün­dedirler; varisleri ise daima önlerinde el pençe divan durmaktadırlar. Daima Hak ve hakikate halkı davet ederler. Bunlar, peygamberler­den aldıklarını satarlar. İman sahibi, yalnız Allah'tan korkar. Başkasından ne korkar, ne de bir şeyler bekler. Onun kalbine Hak tarafından kuvvet ve kudret konmuştur. O kuvvet sayesinde Hakk'a yaklaşır. Kalbi Hak’ta, kalı­bı ise yerdedir. Allah Teâlâ onları haber verirken şöyle buyurdu: “Onlar, katımızda sevilmiş ve seçilmişlerdir.” (Sâd, 38/47) Onlar zaman ve mekâna göre seçme insanlardır. İç âlemleri te­mizdir. Vücutları sağlam ve nur gibidir. Bu sebepten halka minnet etmezler. Bütün alışılmış şeyleri bir yana ... Devamı

Bir kalp, sıhhat bulunca

2010-06-18 22:08:00

Bir kalp, sıhhat bulunca rahmet ve şefkatle dolar. Halkı sever, onlara acır. Bazı büyükler derler ki: “Sağlam kalbe sahip olan, çok hayır yapar.” Kötü işleri sıddîklar –doğrular- bırakırlar. Doğru kimseler, bü­yük, küçük cümle hayatı bırakırlar. Şüpheli şeyleri bırakırlar. Şeh­vet arzularından yana olmazlar. Mubah işlere lüzumu kadar yanaşır­lar. Mutlak helâl olanı ararlar. Doğru insanlar gecenin ve gündüzün çoğunu ibâdetle geçirirler Günlük geçimlerini kolay kazanırlar. Az çalışır, doğru olur, para kazanırlar. Doğruluk onları zengin eder. Ka­zandıklarını yemekle emrolundukları için huzurla yerler. Her şey on­lara özünü gösterir.Çok kere onların dertleri gönüllerinde kalır. İstekleri verilmeyin­ce sabra devam ederler.Zaman olur, duâ ederler, icabet olmaz. İsterler, verilmez. Bir şeyden dert yanar­lar; o şey, aksine artar. sabrın kalbe şifa getireceğini bilir. Her hayrın sa­bırla olacağına da inanmıştır. Yakınlığın, yine sabrın sonunda başla­yacağına kanidir. Hep olan hâdiseleri birer imtihan ve tecrübe olarak kabul eder. İman sahibi, kâfir ve münafıktan; muvahhid, riyakârdan; ihlâs sahibi olanlar, Allah'ı bir bilenler, putçulardan ayrılmalı. Kor­kak kimdir, cesur kimdir, bu hâlde belli olur. Yerinde sağlam duran, daima hareket hâlinde olup hiç bir yere yerleşmeyenden ayrılır. Sab­redenlerle, ağlayan, sızlayan belli olur.Kaza ve kader indiği zaman, azmine bakılır. Belâlar peş peşe gelir. Kalbin Rabb’ine ait olmalı. İç âlemin O'na karşı temiz bulunmalı. Himmetini yüce tut. Bu anlatılacak şey­ler tahakkuk ettiği takdirde... Devamı